Copyright 2017 - Ekip Tiyatrosu

POPÜLER GERÇEK

27 Ekim akşamı, “Popüler Gerçek” isimli bir tiyatro oyununu izledim. Oyun öyle hoşuma gitti ki, hem onunla hem de düşündürdükleriyle ilgili bir yazı yazma isteği doğurdu içimde. Ben bir eleştirmen değilim, bu yazı da bir eleştiri değil. İç dökme, diyerek Yazı Kalır’daki misafir sanatçılığımı açıklayalım ve devam edelim.

Oyunun yazarı ve yönetmeni sevgili Cem Uslu’yla tanışmam, yıllar öncesine dayanır. 2010 yılında çektiğim bir kısa filmde, başrol oyuncumdu. Sonraları, Cem ve arkadaşları EKİP Tiyatrosu adında bir topluluk kurdular. O günden bugüne, sergiledikleri oyunları elimden geldiğince takip etmeye çalıştım ve her defasında salondan büyük bir beğeniyle ayrıldım. EKİP, kuruldukları ilk günden beri, çok yetenekli, genç ve yaratıcı bir topluluk benim gözümde. Geçen sezonda izlediğim “Macbeth” ile de, yine beni derinden etkilemeyi başardılar ve bir sonraki oyunlarını heyecanla beklemeye başladım.

Bir süre önce de, EKİP Tiyatrosu’nun, Tiyatro İstanbul ile bir araya gelerek yeni bir oyun hazırlamaya başladığını duydum. İşte “Popüler Gerçek”, bu iki topluluğun birlikteliğinden doğan bir çalışma. Oyun, Virtual Turkey adındaki, kurumsal bir şirkette yaşanan sıra dışı bir akşamı anlatıyor.

Virtual Turkey’in pazarlama bölümünde çalışan Serhat, Çiğdem ve Lalin, şirketin düzenlediği arttırılmış gerçeklik oyunu yarışmasında birinci olan ve Virtual Turkey’de bir saat geçirmeye hak kazanan ödül sahibini beklerken, oyun başlıyor. Tek arzuları, bir lise öğrencisi olduğunu düşündükleri misafirlerine şirketi gezdirip, bir an önce evlerine dönmek. Ancak karşılarına çıkan, elli yaşlarında, kılı kırk yaran ve kahramanlarımızı davranışları, sözleri, yaşam tarzları ve iş hayatları hakkında sorgulamalara iten bir adam oluyor. Derken üst düzey yönetici Saadet Hanım’ın da sahneye çıkmasıyla, taşlar yerine oturuyor ve hikâye hızla akmaya başlıyor.

Niyetim, oyunda yaşananları ve öykünün gidişatını anlatmak değil, o yüzden burada bir ara vereceğim. Eğer aktardıklarımdan etkilenir ve oyunu izlemeye karar verirseniz, genel hikâye dışında bir şey bilmemenizin daha doğru olacağını düşünüyorum. Çünkü Cem Uslu, klişeleri klişelerle yıkarak, beklenilen bir adım attığını düşündürüp hemen ardından tongaya düştüğünüzü suratınıza çarparak, dinamiği, kahkahası ve açıkçası “gerçek”liği hiç bitmeyen bir oyun yazmış.

Sahnenin ortasına düştüğü gibi olayların başlamasına sebep olan ödül sahibimiz, ağzından çıkan her sözle, bize sahip olduğumuz sosyal ilişkileri ve iş hayatının işleyişini düşündürüyor. Hatta düşündürmekle de kalmayıp bir güzel yaşatıyor. İnsanı eski deneyimlerine götürüyor. Ben de durmadım, gittim elbette.

Yaklaşık on bir senedir süren çalışma hayatımda, birçok iş yeri, çalışma arkadaşı ve yönetici görme şansı buldum. Kariyerimin ilk üç yılında her şey sıradandı, bu da tabii yaşım ve bahsettiğimiz yıllarla ilgili. Diyeceğim o ki, o zamanlar Facebook, Twitter ya da Instagram yoktu. Mirc, ICQ, MSN gibi sanal ortamlar vardı tabii ama iş hayatının ya da insan yaşamının orta yerinde durmuyor, yönlendirici veya belirleyici bir etki yaratmıyorlardı. Geçen zamanla, geliştiler, yenilendiler ve çoğalarak hayatımıza girmeye başladılar. Bu süreçte, iş hayatımızı dolduran İngilizce sözcükleri hoşgörüyle karşıladığımızı da es geçmeyelim elbette.

Hiç unutmam, kurumsal şirketlerden birinde çalıştığım bir dönem, bir e-posta almıştım. Yöneticim, e-posta sonuna “ASAP” yazmıştı. Bilgisayar ekranına uzun uzun bakıp, “Ben bu kadının asabını bozacak ne yaptım acaba?” diye düşündüğümü çok iyi hatırlıyorum. Şimdi asap, fyi ve daha niceleri hayatımızda. Creative düşünelim, brainstorming yapalım, attach edelim, back ofise geçelim, HR ile görüşelim. İşin özü, kişisel fikrim her şeyin önce dile zarar vermemizle başladığı yönünde.

Popüler Gerçek’i izlerken de, ilk darbe aynı yerden geliyor. Hemen ardından, ast-üst çatışmaları, iç içe görünen ama tamamen yüzeysel ilerleyen ilişkilerimiz, sosyal medyanın ve internetin hayatımızdaki yeri, sırlar, gerçekler, doğrular, yanlışlar ve daha niceleri bir bir ortaya dökülüyor. Oyun sırasında kulanılan twitter hesabını takip ederek, bazı noktalarda oyuna dâhil olmak da mümkün. Hem eleştiriyor, hem ayrı duramıyoruz, aslında geride kalmak istemiyoruz yaşanan anlık gelişmelerden.

Oyunu izlerken, tanınmak, ünlü ve gözde olmak üstüne de düşünüyoruz uzun uzun. Çok yakın zamanda izlediğim bir belgesel de tam o an aklıma düşüyor. Henüz ergenlik çağını yaşayan genç kızların, nasıl porno yıldızı haline geldiğini anlatan “Hot Girls Wanted” isimli belgeseli, bu şekilde aktarınca, Yeşilçam Sineması’ndan bir örneği andırsa da, öyle değil. Çünkü kullanılan ağ, Twitter. Genç kızlar Twitter’da paylaştıkları fotoğraflar ve giderek artan takipçi sayılarıyla, paranın ama özde ünlü olmanın peşine düşüyorlar.

“Popüler Gerçek”, bu sorgulamalarıyla, tıpkı benim gibi sosyal medyayla sınırlı ilişki içerisinde olan insanlar için, ilaç niyetinde bir kaçamak. Özellikle de, hepimizin tam da şu an içinde yaşadığı düzeni, tarafsız ve doğru bir şekilde eleştirmeye çalışmasını çok cesurca buluyorum. Çünkü genelde, sanatçının eseri aracılığıyla bir eleştiri ortaya koymadan önce, seçtiği konuyla arasında bir mesafe bıraktığını, onu biraz zaman geçtikten ve iyice süzgeçten geçirdikten sonra aktarmayı tercih ettiğini düşünürüm. Güncel eleştiri her zaman risklidir. Sosyal medyada etkin, sözü geçen araçların tümüne hayatında yer veren ve bu düzenden memnun izleyicilerin, oyun hakkında ne düşüneceği de, bu nedenle, ayrıca bir merak konusu benim için.

Söylediğim gibi, ben bir oyun eleştirmeni değilim. Bir çocuk kitabı yazarıyım. Fakat bu konu benim için önemli. Bugüne dek kitaplarımda, cep telefonu, tablet, internet ya da sosyal medyadan örneklere yer vermemeye özellikle dikkat ettim, çünkü onlarsız bir dünyanın anlatılmaya değer olduğunu düşündüm. Çocukların hayatının, internet, bilgisayar ve bunun gibi birçok şeyle “fazla”sıyla dolu olması beni hep üzdü. Bir gün, etkinlik için gittiğim özel bir okulda, çocuklardan biri, “Neden kitap okuyayım ki? Benim “ipad”im var!” dediğinde, içim hüzünle dolmuştu. Neyse ki, kitap okumaya bayılan, beni her defasında sorularıyla şaşırtan, hatta kitabını evde unutup koluna imza atmamı isteyen çocuklar da var ve işin aslı çoğunluktalar.

Sözün özü, “Popüler Gerçek”, anlatmaya çalıştığım tüm bu nedenlerden ötürü beni çok memnun etti, bana ilham verdi. Çağımız şartlarının tam ortasında kendine yer edinen, zorunlulukların da etkisiyle kullanmaya mecbur hissettiğimiz ya da insanlara kolayca ulaşmamızı sağladığı için tercih ettiğimiz (tıpkı bu blog gibi) sanal ortamların gerçekliğini, trajikomik yanlarıyla birlikte sorgulayan ve ortaya koyan bu ekibin tamamına, samimiyetle teşekkür ederim. Özellikle de göz dolduran oyunculuklarıyla, Kerem Atabeyoğlu, Almıla Uluer Atabeyoğlu, Emel Çölgeçen, Nihal Usanmaz ve Cem Uslu’ya...

Nazlı Deniz Güler - Yazı Kalır- 12 Kasım 2016


Yazının orijinali için tıklayın.