Copyright 2017 - Ekip Tiyatrosu

Bir dirhem yol almayan insanoğlunun hâli

EKİP Tiyatrosu’nun “Macbeth”i dünya Shakespeare repertuvarına başarılı bir armağan.

Dünya tiyatro tarihinin değerini, evrenselliğini ve güncelliğini yüz yıllardır sürdüren en önemli oyunlarından biri olan “Macbeth”, her ülkede tiyatro topluluklarının, yönetmenlerin, oyuncuların düşlerine yerleşen amaçlardan biridir. Bu düşü, bu amacı gerçeğe dönüştüren gruplardan biri genç tiyatromuzun bilinçli “EKİP”i oldu. Cem Uslu, “Bizim için doğru zamanın bugün olduğuna karar verdik,” diye noktalıyor “Macbeth” seçimini.

EKİP bu önemli oyunu, kendi kariyerinde de Macbeth ve Hamlet deneyimi olan usta tiyatrocu Bülent Emin Yarar’a emanet etmiş. Çok da iyi etmiş. Bülent Emin Yarar, bu yapımla ilgili bir röportajında şöyle diyor: “Macbeth’e günümüzden bakınca, önce insanoğlunun bir dirhem yol almadığını görüyorum, ama bunu söylerken sadece iktidar sahiplerini katmıyorum işin içine. Çünkü hırs dediğimiz kavram hepimizin içinde var. Herhangi bir insana küçücük bir paye verildiğinde, bu insan, hemen bu payeyi kendi iktidarını kurmak için bir başlangıç hareketine dönüştürebiliyor. Benim için Macbeth, bu arızalı halimizle yüzleştirme çabası.”

KAPI KULLUĞUNDAN BAŞA
Oyunun başında çarpışmadan dönen Glamis Beyi Macbeth’i görürüz. Yol üstünde karşılaştığı üç cadı şöyle karşılar onu:
Selam sana Macbeth! Selam Glamis Beyi’ne!
Selam sana Macbeth! Selam Cawdor Beyi’ne!
Selam sana Macbeth! Selam yarının Kral’ına!

İlk selam gerçek unvanla yapılır. Oysa ikinci ve üçüncü selam, Macbeth’in o sırada sahip olmadığı unvanlardır. Ama bu, o unvanların bilinçaltında olmadığı anlamına da gelmez kesinlikle. Cadılar, belki de aşinası olduğumuz yalaka yandaşlar gibi su yüzüne çıkmamış bu hırsa omuz vermişlerdir sadece, bilinmez ki... Kapı kulluğuyla işe başlayanların baş olma hevesine kapıldıkları görülmemiş şey değil ya.

Yönetmen de işte tam bu “arızalı halimiz”e parmak basıyor. Bir başka noktadan bakacak olursak, klasik tragedyaların kâhinleri rolünü üstlenen cadılar kaderi de belirler. Birnam Ormanının yürümeye başlamasıyla tragedyanın kaçınılmaz sonunu hazırlayan kaderi. Bu durumda Macbeth’e biraz da “kader kurbanı” gözüyle bakılabilir.

“BEN NEYMİŞİM BE ABİ!”

Bülent Emin Yarar, Üsküdar Tekel Sahnesi’nde bir Globe tiyatrosunu yoktan var etmiş. Alt sahne, üst balkon, yan kanatlar hepsi var. Gerçi tekel salonu buna elverişli, ama oyun başka salonlarda oynadığında da aynı atmosferin yaratılabileceği bir düzen var.

Bu yerleşim biçimi, hemen hemen hiç dekor değişimi gerektirmeden, yalnızca ışık yönlendirmeleriyle farklı sahnelerin farklı alanlarda yer aldığı izlenimini yaratabiliyor. Başak Özdoğan’ın her açıdan ekonomik, ama aynı zamanda izleyicinin hayal gücüne kapılar açan sahne ve kostüm tasarımı da oyunun genel yaklaşımındaki öze odaklanışa uygun düşüyor. Tabii dekoru da, yönetmenin ve oyuncuların yorumunu da taçlandıran muhteşem ışık tasarımı için Cem Yılmazer’i alkışlamak gerekiyor.

Düzinelerle insanın gelip geçtiği sahnede sadece yedi oyuncu var. O düzinelerle insanı yadırgatmadan canlandıran yedi kişi. Bir de sahnede santur çalan Hüseyin Korkma ile fondan gelen Orhan Enes Kuzu’nun özgün müziği.

Oyunda herkes herkesi oynuyor, ama bir tek Macbeth var, başka türlüsü de olanaksız zaten. Bülent Emin’le Cem Uslu öyle bir Macbeth yoğurmuşlar ki, elinde hiç duraksamadan kullandığı kılıç, belinde gözünü karartarak sapladığı hançer varken bile, gözlerinde biraz da çocuksu bir şaşkınlık. Hani bütün o unvanlara özenirken, bir yandan da “Ben neymişim be abi!” şaşkınlığı. Lady Macbeth’in zehirli dili ve acımasız fikirleriyle yönlendirilmedikçe tek başına kötülük yapacak kadar zeki değil, ne de olsa kötülük zekâ ister, zeki olmayan insanın “iyi insan” olmaktan başka çaresi yoktur. Ama işte o gözlerindeki belli belirsiz şaşkınlık var ya, kötü tohum o noktada başlıyor. Yürekli bir askerken kanlı bir siyasetçi oluyor. Bülent Emin Yarar’ın deyişiyle “arızalı hali” dışa vuruyor.

Macbeth’i oynayan Cem Uslu ile bütün diğer rolleri üstlenen Simel Aksünger, Serkan Altıntaş, Aziz Caner İnan, Murat Kapu, İsmail Sağır, Ayşegül Uraz, EKİP anlayışından kopmadan başarılı bir ekip oyunu sunuyorlar. Dünya Shakespeare repertuarına başarılı bir armağan.

Seçkin Selvi - Milliyet Sanat Dergisi - Eylül 2016


Yazının orijinalini derginin Eylül 2016 sayısında okuyabilirsiniz.